Boşanma veya ayrılık durumlarında velayetin kime verileceği konusunda Türk hukukunun temel ölçütü, ebeveynlerin değil çocuğun üstün yararının korunmasıdır. Mahkeme, velayeti belirlerken çocuğun yaşı, sağlık durumu, eğitim ihtiyaçları, her bir ebeveynle kurduğu bağ ve ebeveynlerin çocuğa sunabileceği ortam gibi birçok unsuru birlikte değerlendirir.
Uygulamada, küçük yaştaki çocuklarda anne yanında kalmanın çocuğun yararına olduğu yönünde genel bir eğilim görülse de, bu kesin bir kural değildir; her dosya kendi somut koşullarında değerlendirilir. Mahkeme gerekli gördüğünde çocuğun görüşünü de (yaş ve olgunluk düzeyine göre) alabilir; ayrıca sosyal inceleme raporu talep edilmesi sık karşılaşılan bir uygulamadır.
Velayet kendisine verilmeyen ebeveyn için "kişisel ilişki tesisi" (görüşme hakkı) düzenlenir. Velayet düzenlemesi, şartların değişmesi halinde (örneğin velayet sahibi ebeveynin çocuğun bakımını ihmal etmesi) sonradan yeniden dava konusu yapılabilir.
Velayet süreçleri, hem hukuki hem de duygusal açıdan hassasiyet gerektiren bir alandır; sürecin çocuğun yararını önceleyen bir yaklaşımla yürütülmesi önemlidir.